1-
Adetullah'a Uymak
Cenab-ı Hakk'ın insanlık alemi için koyduğu
kanunlar vardır. Mesela, çalışan kazanır.
Sabreden başarır… Hak davanın mensubu olmak,
savaşta kazanmak için yeterli değildir.
Nitekim, Allah'ın en sevgili kulu, en büyük
insan Hz. Muhammed (asm.), Allah'a
tevekkülle beraber, sebeplere yapışmaktan
geri kalmamıştır. Mesela, Uhud'da iki zırh
giymiş(1), Hendek Savaşında hendek kazmış,
sipere girmiştir...
2. Sır Tutmasını Bilmek
Hz. Peygamber (asm.), Tebük Seferi dışındaki
bütün savaşlarında hedefin neresi olduğunu
önceden belirtmemiş, kinayeli ifadeler
kullanmıştır. (2) "Sizden olmayanlardan
sırdaş edinmeyin" ayeti, bu konuda bize
yol göstermektedir. (Al-i İmran suresi, 118)
3. Her Şeyi Her Yerde Söylememek
Resulullah döneminde çok hareketli günler
yaşanmıştır. Müslümanlar Medine'ye hicret
edince, kısmen emniyete kavuşmakla beraber,
bütünüyle emniyette değildiler. Her an
Mekkeli'lerin saldırma ihtimali vardı. Halk
arasında zaman zaman "geldiler, geliyorlar"
şeklinde dedikodular yayılmaktaydı(3). İşte,
şu ayet böyle durumlarda yapılması gerekeni
ders verir:
"Onlara, emniyet veya korkuyla ilgili
haber geldiğinde bunu hemen yaydılar.
Halbuki onu, Peygamber'e ve aralarındaki
ulu'l-emr olanlara (söz ve tedbir sahibi
yetkililere) bildirselerdi, elbette onlar,
yapılması gerekeni bilirlerdi."
(Nisa suresi, 83)
Resulullah'ın ifadesiyle, "kişinin her
duyduğunu söylemesi, ona yalan olarak yeter"(4).
Her duyulanın doğru olması mümkün olmadığı
gibi, her duyulanı, hemen her yerde söylemek
de uygun değildir.
Bediüzzaman, bunu şöyle ifade eder: "Her
söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı
söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin
doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru
değildir." (5)
Üstte zikrettiğimiz ayette, gazetecilerin de
hallerine temas eden bir ihtar vardır. (6)
Devlet sırrı olabilecek bir haberi, haber
olarak geçmek, gazetecilik açısından cazip
olabilir. Ama, bu haberi yaymak, düşmanların
işine yarayacaksa, neşredilmemesi uygundur.
Ayrıca, henüz doğruluğu kesinleşmeyen bir
haberi, kesinleşmiş gibi vermek, kişi
haklarını ihlal olduğu gibi, bir kısım
kargaşalara da sebebiyet verir. Şu ayete
kulak verelim: "Ey iman edenler ! Eğer
fasıkın biri size bir haber getirirse, onun
doğruluğunu araştırın. Yoksa, bilmeden bir
topluluğa sataşırsınız da, sonra yaptığınıza
pişman olursunuz." (Hucurat suresi,6)
4. Savaşın Kurallarını İyi Bilmek
Resulullah (asm.), "savaş bir hiledir"
buyurur. (7) Resulullah'ın bu sözü,
bazılarınca savaşta her türlü yalan, iftira
gibi şeylerin mübah olduğu şeklinde
anlaşılmıştır. Halbuki, tarihen sabit olan
odur ki, Resulullah, asla yalana tevessül
etmemiştir(8). Ama düşmanı aldatabilecek
harp oyunlarını uygulamıştır. Başka yere
sefer düzenliyormuş havası verip, asıl
hedefine birden yönelmesi, Mekke'nin fethi
öncesi, gece onbin yerde ateş yaktırması
gibi durumlar buna örnek olarak
verilebilir(9). Yine, savaşlarda uygulanan,
bozguna uğramış gibi yapıp, düşmanı çember
içine almak, soba borularını top gibi kale
mazgallarına dizmek vb... hallerin hepsi
"savaş bir hiledir" sözünün örnekleridir.
Savaşta yalanın caiz sayılmasını da bu
meyanda zikredebiliriz. (10)
5. Eleman Yetiştirmek
Savaşlarda galip gelmenin en sağlam yolu,
eleman yetiştirmektir. Kalbi imanla dolu,
yüreği cesaret yüklü, fikri yüce ideallerin
takipçisi, eli san'atında mahir bir
topluluk, dünyanın en kuvvetli topluluğudur.
Böyle bir topluluk, sayıca az da olsa, nice
çok topluluklara galip gelir. "Nice az
topluluklar, nice çok topluluklara Allah'ın
izniyle galip gelmiştir" (Bakara suresi,
249) ayeti bu hakikati dile getirir. Bugün
Amerika'yı ayakta tutan, iyi yetiştirdikleri
bir azınlıktır.
Resulüllah’ın (asm.) 40 kişiyle dünyaya
meydan okuması ve neticede galip gelmesi,
eleman yetiştirmenin önemini gösterir. |